İnsan doğduğunda bir pınar gibidir. O zaman henüz bebektir. Tertemiz, duru, bir içim su. Pınarı terk eden su, keskin akar. Önüne çıkan her şeyi asice delip geçmek ister. Bunlar çocukluk yıllarıdır. Kural tanımazsın. Bu, kayıtsız şartsız alma zamanıdır. Daha ilk günlerden itibaren hayat önüne engeller koyar. Karşına sarp kayalar çıkar. İki şansın vardır; kayaların etrafından dolaşmak veya bir vadi yaratmak. Hayatta küçük büyük iz bırakanlar, en güzel vadileri, Fırtına’yı, Hansankeyf'i, Alakır’ı, Loç’u, Yuvarlakçayı’ı, Senoz’u, Macahel’i ve daha nicelerini arkalarında bırakarak akmaya devam ederler. Bir gün beklenmedik bir şey olur. Yoluna başka bir nehir çıkar. Bu, ilk karışma anıdır. Karışmanın, adı üstünde, kuralı yoktur. Ya bu nehirle kayıtsız şartsız karışır, daha da coşarsın, ya da kural koyar, set çeker, ayrı akarsın. Şanslıysan eğer, sondan bir önceki karışmaya kadar. Kimi nehirlere hayat pusu kurmuştur. Bir baraj, bir kaza, bir teknik oda, bir hastane odası. Kader çizgileri kısa kesilenler. Barajlara yenik düşen nehirler... Neyse ki çoğu için yolculuk devam eder. Ne var ki artık nehrin hızı azalmıştır. Su, daha bir dolgun akmaya başlar. İnsan, taşıdığı parçacıkları sağda solda biriktirmek ister. Üzerlerinde söğütler büyüsün, kuşlar yuva yapsın diye. Yolculuğun bir sona varacağını bilip de ne kadar süreceğini bilememe halidir bu.
Artık nehir yatağı genişlemiştir. Su, ağır ağır buharlaşmaya başlar. Buharlaşan su damlacıkları, kendi yatağını oluşturmak üzere yeni pınarlar oluşturur. Önceleri kendinden kopan parçaların asi bir nehir olacağına inanamaz insan. Ama öyledir işte. Her çocuk, kendi yatağını yapar. Tıpkı bir zamanlar bizim yaptığımız gibi.
Bir gün yaşamının deltasına ulaşırsın. Çok zaman önce sert bir kayadan kopardığın kum tanesinin, şimdi bir bitkiye hayat verdiğini görürsün. Başından geçen her olay, bir dantel inceliğindeki deltanın kırışmış yüzüne yansımaktadır. Aynaya bakınca: “Yoruldum” dersin, “Aktım, karıştım”. Bu, kayıtsız şartsız verme zamanıdır. Ne kadar çok topladıysan, o kadar çok verebilirsin. Ne kadar çok verirsen, yolculuğun sonu o kadar tatlanır. Hiçbir şey veremesen bile, hâlâ ayakta olmanla cesaret verirsin dünyaya.
Derken, bir gün, karşında masmavi bir okyanus uzanıverir. Sonunda ermişsindir. Derin bir nefes alıp gülümsersin. Pınar olduğun sabahlardan derin vadiler yarattığın o zor günlere kadar hayatın her saniyesinin aslında ne kadar sıradan, ama ne kadar yaşamaya değer olduğunu fark edersin.
Bu, son fark ediştir. O an, gelmiş geçmiş bütün nehirler ile kavuşma anıdır. Bu, son karışma anıdır. Karışmanın, adı üstünde, kuralı yoktur. Güven Eken Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@dogadernegi.org twitter.com/ekenguven
Radikal / 23 Kasım 2011
|