Seçimlerde neredeyse herkes kazandı. 12 Haziran akşamı önemli siyaset yorumcularının ortak söylemi buydu. Benimse seçim öncesinde olduğu gibi şimdi de tedirginliğim devam ediyor. Tedirginliğimin nedeni, Türkiye’de ve dünyadaki yetersiz demokrasi anlayışı.
Bana göre bugünkü haliyle demokrasi de bir çeşit dikta rejimidir. Demokrasi, insanın diğer canlılar üzerindeki diktasıdır. Çünkü bu ‘adil’ düzende insan dışında hiçbir canlının söz hakkı yok.
Tam da bu nedenle insanlık doğa ananın canlı olduğunu kabul edene ve onun var oluş hakkını anayasal güvence altına alana kadar, demokrasi bir dikta rejimi olmaya devam edecek. Başkakan Erdoğan’ın 12 Haziran balkon konuşması da aynı yetersiz demokrasi anlayışının ürünüydü.
Erdoğan konuşmasında demokrasiyi savunurken, doğudan, batıdan bahsetti. Kürtlerden, Gürcülerden, azınlıklardan bahsetti. Cümleleri bugünün Saraybosna’sına, Tunus’a, Bağdat’a, Bakü’ye kadar uzandı. Ellleri ve kollarıyla tüm insanlığı kucaklamaya çalıştı. Ancak Erdoğan kendi köklerine dokunmayı unuttu.
Erdoğan, balkon konuşmasını yaparken aldığı nefesi ona veren ağaçları unuttu. Orada ayakta durmasını sağlayan, kendisinin ve hitap ettiği milyonların karnını doyuran toprağı bir an olsun hatırlamadı. Erdoğan içtiği suyu ona taşıyan derelerin adını bile anmadı. Onlar için şükretmedi. Saydığı başkent isimleriyle aramızdaki en büyük ortak bağ olan uygarlık mirasını hiç düşünmedi. Anadolu uygarlıklarına teşekkür etmeyi aklına bile getirmedi. Erdoğan o akşam diğer tüm dünya liderleri gibi demokrasi oyunu oynadı. Ancak yeni bir demokrasi anlayışı ortaya koyamadı. İnsanın dünya üzerindeki diktasına yenik düştü. Dünyayı hızla ekolojik iflasa sürükleyen ‘muasır medeniyetleri’ hedef gösterdi. Kendi köklerine, Anadolu doğa kültürüne ise sırtını döndü.
Bu nedenle Erdoğan, hemen bugün itibarıyla söylediklerinin tam tersini yapmaya mahkum. Çünkü bir yandan ‘eşitlik-özgürlük’ derken, diğer yanda HES için dereleri borulara hapsedecek. Bir taraftan “Biz herkesin yaşam şekline saygılıyız” derken, öte tarafta baraj yapmak için insanları köylerinden edecek. “Geçmişimize saygılıyız” dese de, köklerimizi, Anadolumuzu, Hasankeyf’i talan eden bir düzeni işletecek. Tevazuyu övse de, insanın doğa üzerindeki kibrine yenilerek “Su boşa akıyor” diyecek.
Bu dünyanın harcı doğadır. Siyaset değil. Ekmeği ve suyu bize veren de doğadır. Siyasiler değil. İşte bu nedenle gezegeni iflas noktasına getiren diktatör demokrasilerden vazgeçmenin zamanı geldi.
İnsanlığın ve Türkiye’nin asıl demokrasi sınavı, doğanın haklarını anayasal güvence altına alma sınavıdır. Bu gezegen üzerinde yaşamaya devam etmek istiyorsak, bu sınavı geçmek zorundayız.
Güven Eken Doğa Derneği Başkanı guven.eken@dogadernegi.org
Radikal / 15 Haziran 2011
|