 | | Doğanın yok oluşu, günümüz insanları için teknik bir mesele olmaktan çıkmış, ahlaki bir sınav haline gelmiştir.
Teknoloji ve bilim, bilerek veya bilmeyerek, çoğu zaman doğanın yok oluş reçetesini hazırlamaktadır. Neredeyse tüm şirketler, doğayı hala daha ham madde olarak görmektedir. Pek çok çevreci, kökteki sorunu unutarak, birbiriyle kavgaya tutuşmuştur.
İnsanlar, daha çok istemeyi hak, "nefis terbiyesi" denen şeyi ise hor görmeye başlamıştır.
Bu koşullar altında, doğadaki kirlenme ve yok oluş, bire bir insanların içindeki kirlenme ve çürümenin bir aynası değil de nedir? Önümüzdeki büyük soru artık "çevreyi nasıl koruruz" değil, "kendi nefsimizi nasıl terbiye ederiz" olmalıdır.
İnsanın içindeki ahlaki çöküntünün doğa üzerindeki sonuçlarını Sait Faik yıllar önce görmüştür:
"Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler [kuş sürüleri] göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak."
Biz Sait Faik'in çocuklarıyız. Evet, bizim için kötü oldu.
Bugün başarmamamız gereken şey ise, bizim çocuklarımız için kötü olmaması.
| | | | | Doğa Hakları | İnsan doğanın haklarını tanımadan haksızlığa dair sorunlarını çözebilir mi? >>> |
|
| |
|  | |  | |  | |  | | | | |