Ekle  Çıkar
Tarkan - Uyan
ATLAS BirdLife RSPB ATLAS BirdLife RSPB
 
Ben İnsan Değilim!
Hayvanat bahçeleri insanların hayvan sevgisi aşılamak için kurdukları açık hava müzeleri. Buradaki hayvanlarda insanınkine benzeyen duyguları izlemek mümkün. Örneğin, ıstırap çekmenin aynı yüz hatlarını, aynı acılı sesleri, edaları.
Ayrılıkların hepsi acı verir. Ama en acısı vedalaşmadan yaşanan ayrılıklardır. Akşam eve dönüp de, onun öldüğünü başkalarından öğrenmek kahredici bir şeydir. İşte ben her doğaya çıktığımda böyle ayrılıklar yaşarım. Sevdiğim bir derenin vadisi baraj oluverir, nadir bir bitkinin yaşadığı yer sürülür, tarlaya dönüşür. İzmir'den biraz uzak kalsam, beton katlar karşılar beni; Gediz'de kuş gözlediğim yerlerde. Bozkırların ortasından yollar geçer, en ermiş ormanlar kesilir. Bunların öyküsünü orada yaşayan insanlardan öğrenirim, bir de kuşların artık orada olmayışından. İşte bu öğrenme anı, mutlak ayırılık anıdır, mutlak yalnızlık anı. O an, sevidiğim birini kaybetmiş kadar derin bir acı yaşarım. Başka yerlerde doğanın yaşadığını düşünür, kanayan yaramı örtmeye çalışırım.

Dönüşte etrafımı seyrederek henüz can vermemiş doğal alanlar ararım. Bu yolculuk, hastane koridorlarında dolaşmak gibi bir şeydir. Sırtı jiletlenmiş bir dağ, kollarını iş makinelerine kaptırmış bir nehir, karnı yarılarak kurutulmuş bir göl görürüm. Bu hüznün dışına çıkmak, yaşama sarılmak için elime bir gazete alırım.

Gazeteler bir daha kanıtlar. İnsan: Gelmiş geçmiş en tehlikeli yaratık. Sadece doğaya değil, birbirine de acımasız. Savaş haberlerini okurum, terör saldırıları, birbirini öldürenlerin cesetlerini görürüm, yine bir din, bir dil, bir gelenek aşağılanmaktadır. Bir insanla, kafesteki bir maymunla ve bir kuşla dalga geçilmektedir.

Bugün bir insan öldürülür, yarın bir türün nesli tükenir. Aslında hepsi aynı kayıtsızlığın meyvesi. Belki de gerçekten kıyamet kopmakta ama kimse bunu görmüyor ya da görmek istemiyor.

Yıllardır Anadolu'yu geziyorum. Gördüğüm her doğa parçası bir tapınak inşa ediyor önce. Tuza direnerek yaşayan cesur bitkileri, orkidelerin renklerini, kurtların arasındaki büyüleyici bağları, yunusların derin seslerini, Anadolu'da binlerce yıldır dolaşan görkemli hayatları görüyorum. Belli ki doğayı tasvire harfler yetmiyor, yetmiyor sözcüklerin kısır dünyası. Anlıyorum, yer ile hayat arasında tariflere sığmayan bir aşk, hayran hayran seyredilmesi, doya doya yaşanması gereken bir çeşitlilik var.

 

Toros orkidesi (Ophyrs lycia) insanın doğayı yok etmesi yüzünden nesli yok almak üzere olan canlılardan sadece biri. Dünya üzerinde 40-200 birey kaldığı tahmin ediliyor.

Derken `amalar' başlıyor. Tapınaklar birer birer yıkılıyor. Bu nasıl bir kıyım, nasıl bir şuursuzluk? Postları satılan parslar, kuşaklarını DDT'ye kurban veren kelaynaklar, her yıl milyonlarcası sökülen orkideler, zehirlenen kurtlar, evsiz bırakılan denizkaplumbağaları, birer birer vurulmuş toylar. Yerde mi kalacak kanları? Dicle'nin karşısına geçip nehri seyrediyorum. İçim cız ediyor. Bakamıyorum Hasankeyf'in yüzüne, utanıyorum. Bir gün gerçeği yok olur, geriye sadece bu anı kalır diye.

Yaşamak ne kadar kutsal oysa ki. Nasıl da mükemmel şu an. Ellerimin klavye üzerinde gezindiği şu biricik anda, öylece yaşıyorum. Annem, bir gün bir hastane köşesinde doğduğumu söylüyor. Doğa, bir gün bir yerlerde öleceğimi anlatıyor. Çok şey yaşamış olmalıyım, her canlı gibi. Direnmiş ve çok şeyi kabullenmiş olmalıyım, her hücre gibi. Ancak kabul edemediğim, kafamın almadığı şeyler de var. Hem de çok var. Dicle'nin göz göre göre yok edilmesi, bin yıllık Gediz Deltası'nın satılması gibi. Dünyanın dört bir yanında süren toplu cinayetler gibi.

İnsanın insanı yok ettiği bir dünyada insanlığa yer yoktur. İnsanın doğa anayı yok ettiği bir dünya, artık dünya olmaktan çıkmıştır. Orası düpedüz cehennem yeridir. Öte yandan biliyorum, cenneti cehenneme çeviren insan, bunun tersini de yapabilir. Neslimiz, bu derin uykudan yavaş yavaş uyanarak cennetin kapılarını yeniden aralayabilir. Bunun gerçekleştiği o uzak günlerin birinde, o maymunla tekrar yüz yüze gelmek ve dertleşmek isterdim:

Biliyorum, benden korkuyorsun. Gözlerinden okuyorum, bana güvenmiyorsun. Adım kötüye çıkmış bir kere. Çünkü ben gelmiş geçmiş en tehlikeli canlıyım. Savaşı, hırsı, öfkeyi ve toplu kıyımı bu dünyaya ben getirdim. Fakat bir de senin pek bilmediğin yanlarım var. Doğaya âşık dolaştığım günler, söylediğim yanık ağıtlar, çizdiğim rengârenk resimler var. Karanlık suretimi atıp bir tarafa, bu en saf halimle çıksam karşına, ne düşünürsün? Bundan böyle tövbekâr olduğuma inanır mısın?

Bana yeniden güvenmen için, sırf bunun için, adımı bile değiştirebilirim. Binlerce yıllık geçmişimi fırtlatıp bir yana, türümden istifa edebilirim. İnan bana, ben artık öldüren değilim. Ben, bütün canlıları mutlak yalnızlığa sürükleyen bir serseri değilim. Kırmızı boşluğun içinde tümüyle yok olmadan, yanlış yolda olduğumu anladım. Biliyorum, dünyanın nimetleri sırf benim için yaratılmadı, ben üstün değilim, ben farklı değilim. Duymak istiyorsan eğer, bunu da haykırabilirim:

Ben insan değilim!



> Doğa Hakları - 18.04.2012

> Yer misin, yemez misin? - 10.04.2012

> Kurbağa Prenses - 04.04.2012

> Amik'in Dönüşü - 21.03.2012

> Fazla gezegeniniz var mıydı? - 13.03.2012

> Başka bir taşra mümkün - 13.03.2012

> Vicdan Ayaklanması - 29.02.2012

> Antalya hangi ülkede? - 15.02.2012

> Doğanın sağı solu - 07.02.2012

> Darbe zihniyeti ve Hasankeyf - 01.02.2012

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12

 
Doğa Hakları
İnsan doğanın haklarını tanımadan haksızlığa dair sorunlarını çözebilir mi?
>>>

Hasankeyf
Doğa Derneği Facebook Sayfası
Türkiye Su Meclisi
Çengelköy Doğa Bahçesi

 
 
  © 2004 - 2012 Doğa Derneği Her hakkı saklıdır.
Gizlilik Sartnamesi | Ziyaretçi Defteri  
ATLAS BirdLife RSPB