Nasrettin Hoca’yı nasıl bilirsiniz? Ben eşeği ile bilirim. Çünkü eşek sadece bir yük hayvanı değil, hocanın bilge, filozof ve aktivist duruşunun ayrılmaz bir parçasıdır.
Gelin görün ki eşekler Anadolu’da hızla yok oluyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de 1992’de 894 bin 445 eşek yaşarken, bu sayı 2008’de 329 bine düşmüş, yani eşek sayısı 14 yılda yüzde 63 azalmış. “Tamam da eşekler yok olursa ne olur” diyorsunuz. Ancak herkes öyle düşünmüyor...
Beyaz perdenin çizgi dışı yönetmenlerinden Yüksel Aksu, eşek haklarını savunmak için yola çıkan nadir insanlardan biri. Üstelik Anadolu eşeği Yüksel Aksu’nun yeni filmi “Entelköy Efeköy’e Karşı”da neredeyse başrol oynuyor.
Dondurmam Gaymak’taki başarısından tanıdığımız Yüksel Aksu, bir yandan Entelköy Efeköy’e Karşı’nın vizyona girme hazırlıklarını sürdürürken, diğer yandan filozof, bilge ve aktivist Anadolu eşeğinin haklarını savunmak için yollara düştü. Aksu, dün Ankara’da yaptığı basın açıklamasında yasalara göre çiftlik hayvanı dahi sayılmayan eşek neslinin yaşatılması için Meclis’ten bir dizi talepte bulundu. Basın açıklamasına yaklaşık 3,5 metre boyundaki eşek figürü de eşlik etti.
Peki Yüksel Aksu bunu neden yaptı? Onun derdi, yıllarca yok farz edilen Anadolu kültürünün hala yaşadığını anlatmaktı. Tıpkı iki filmi Dondurmam Gaymak ve Entelköy Efeköy’e Karşı da olduğu gibi.
Yüksel Aksu’nun filmleri modern Türkiye’nin “kültür” anlayışını ustaca bir mizah ile sorgular. Kültür dendiğinde yüzünü yalnızca batıya dönen, ancak kendi köklerindeki tüm değerleri, Anadolu’yu hor gören bir toplumun nasıl eksik kaldığını tarif eder. Onun filmlerinde bir yandan kahkahalara boğulur, diğer yandan köklerinizle aranızdaki üstü kapatılmış bağları keşfedersiniz. Güldüğünüz şey aslında biraz da kendinizdir.
2 Aralık’ta vizyona girecek Entelköy Efeköy’e Karşı işte tam da bu nedenle çok önemli. Film, Anadolu doğasının HES’ler, nükleer ve termik santrallerle yerle bir edildiği bu dönemde şehirdeki iki yüzlü yaşamlarına son verip yeni bir yaşam kurmak için bir Ege köyüne yerleşen aktivistlerin başından geçenleri anlatıyor.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulan aktivistler, kendilerini yerleştikleri köye yapılacak termik santrale karşı mücadele ederken buluyor. Aksu, köydeki insanların ilk bakışta sıradan, hatta komik gözüken bilgelikleriyle, şehirden gelenlerin idealizmini önce karşı karşıya, sonra da bir araya getiriyor. Yüksel Aksu haklı. Bu coğrafyada Nasrettin Hocalar’ın, Yunus Emreler’in, Karacaoğlanlar’ın çoğalmasını istiyorsak eşeğinden masalına, türküsünden geleneklerine kadar Anadolu deryasında yüzmemiz lazım. Aksini düşününce neden bu ülkede bilgelerin, filozofların ve aktivistlerin hızla azaldığını anlıyorum. Anadolu eşekleri yok olmasın! Güven Eken Doğa Derneği Başkanı guven.eken@dogadernegi.orgtwitter.com/ekenguvenRadikal / 16 Kasım 2011 |