
Dünya bizim evimizdir. Ocağımız, yegâne yaşam kaynağımızdır.
Anadolu bizim etimizdir. Kemiğimiz, canımızdır.
İnsan bizim sıfatımızdır. Adımız, erdemlerle bezeli ruhumuzdur.
Ne üzerinde yaşadığımız topraklardan, ne dünyanın bereketinden, ne de insan sıfatından vazgeçemeyiz. Vazgeçmeyiz.
Bu sayfaları, insanı ve yeryüzünün her köşesini hayret ve hayranlıkla seyretmeyi bilenler için hazırladık.
Sözlerimizi, insanın yıkıcı yanını yenmek için söyledik.
Fotoğrafları, kendimiz olmanın güzelliğine ayna tutmak için seçtik.
Sözleri, fotoğrafları ve yaşam gücümüzü kardık. Tam buracıkta buluşturduk. İşte böyle oldu. Doğa Dergisi doğdu. Doğa, diğer doğumlu ve ölümlüler gibi, yaşamın tüm zorluklarına rağmen doğdu. Akacak, coşacak, çoğalacak, durulacak ve elbet bir gün o da yeniden doğmanın sırrına kavuşacak.
Doğa'nın doğuşuna ön ayak olan bizler, gücümüzü solup giden doğadan alıyoruz. İki milyon yaşındaki Tuz Gölü'nün ölümü karşısında, sessiz kalamıyoruz. Hasankeyf yok olurken, başımızı yastığa rahat koyamıyoruz. İnsanın insanı yok ettiği bir dünyada, vicdanımızı kandıramıyoruz.
Biz, Doğa Derneğiyiz.
Allianoi'den, Hasankeyf'ten, Tuz Gölü'nden ve Anadolu insanının yüreğinden dünyaya yayılan bir vicdan zerresiyiz.
Bu öyle bir zerre ki, uyandıkça görülecek, görüldükçe büyüyecek.
Sen de uyan. Sen de gör. Sen de katıl.
|