Bir varmış, bir yokmuş. Afrika adında bir kıta varmış. O kıtada fakir mi fakir insanlar yaşarmış. Öyle ki, burada altı dakikada bir çocuk açlıktan ölürmüş.
Klimalı odalarında cam ekrandan dünyayı seyreden “medeni” insanlar, her şeyi olduğu gibi Afrika’yı da pek iyi bilirmiş. Onlara göre Afrika belki de yamyamların yaşadığı ilkel bir yermiş. Zaten aslanlar, filler ve gergedanlar dışında bu kıtada yaşayan pek çok şey cam ekranda boy göstermeyi hak etmezmiş.
Cam ekrandan anlatıldığı kadarıyla Afrika, kendi halinde, beyaz adamın elini pek sürmediği vahşi bir yermiş. Ha bir de burada yirmi yıl arayla kuraklık olur, böyle zamanlarda insanlar açlıktan ölür, cam ekranlarda “we are the world, we are the children” şarkıları söylenerek bağış toplanırmış.
Ancak işin bir de karanlık yüzü varmış. Afrika denen yer, pek çok Avrupa ülkesinin, Amerika ve Çin’in arka bahçesiymiş. Öyle ki, Birleşmiş Milletler’in verilerine göre bu ülkeler tarım için 33 milyon hektar, yani Türkiye’nin neredeyse yarısı kadar bir alan satın almışlar. Burada telle çevirdikleri dev tarlalarında gıda üretiyor ve doğrudan kendi ülkelerine gönderiyorlarmış. Örneğin Çin, Kongo’da iki Konya ili büyüklüğünde bir alanda hurma yağı üretecekmiş.
Afrika zengin ülkelerin sadece çiftliği değil, aynı zamanda maden deposuymuş. Pek çok ülke, Afrika topraklarını sömürerek maden çıkarıyormuş. Yetmezmiş gibi, Avrupalı ülkeler Somali gibi ülkelerin denizlerini de tüketiyor, balık stoklarını silip süpürüyormuş.
Bu yaz olduğu gibi kuraklığın Afrika’yı vurduğu yıllarda, ellerindeki verimli tarım alanlarını kaybeden insanlar açlıktan kırılıyormuş. Yani Afrika halkları kendi topraklarında sürgün yaşıyormuş.
Gelelim yamyamlara... Yamyam var mı, yok mu? Bana göre var. Hem de çok var. Bunlar ormanda değil, şehirde yaşayan yamyamlar. Bunlar, Afrika’ya hiç adımını atmadan oradaki insanların canını alan yamyamlar. Somali’de bugün ölen insanların yamyamları, “medeni” ülkelerde yaşayıp hak ettiğinden fazlasına sahip olmak için debelenen insanlar.
Bir lokma ekmek yiyorsak, elbette o ekmeğin buğdayını eken bir çiftçi var. O çiftçinin ektiği bir tarla var. O tarlayı sulayan yağmur taneleri var. Her yediğimiz lokmanın üzerinde, pek çok insanın ve doğanın hakkı var.
Her lokma için, her adım için, giydiğimiz ve sahip olduğumuz herşey için üzerimize hakkı geçenleri görmezden geldiğimiz sürece, Somali’de insanlar ölmeye devam edecek. Doğa, tüm hızıyla yok olacak. Susuzluk her yeri saracak.
Somali’ye mesajla beş lira göndererek içimizi rahatlatalabiliriz belki... Ancak o insanların karnı gerçekten doysun istiyorsak, önce kendi gözümüzü doyurmalıyız.
Güven Eken
Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@dogadernegi.orgtwitter.com/ekenguvenRadikal / 17 Ağustos 2011