Ursula K. Le Guin “Rüyanın Öte Yakası” adlı romanında rüyaları gerçek olan bir insanın hikayesini anlatıyor.
Roman kahramanının gördüğü rüyalar gözünü açtığında gerçeğin ta kendisine dönüşüyor. Örneğin bir gün rüyasında dünyalıların uzaylılarla savaştığını görüyor. Uyandığında dünya gerçekten de ayı üs edinen uzaylılar tarafından bombardımana tutuluyor.
Kahramanımız bu durumdan çok ürktüğünden rüya görmemek için ilaç kullanmaya başlıyor ve sonuçta rüya uzmanı da diyebileceğimiz bir çılgın doktorun eline düşüyor. Kahramanın rüyalarının gerçeğe dönüştüğünü fark eden doktor durumdan kendine pay çıkarmaya karar veriyor. Hipnozla kahramanımızın nasıl rüyalar göreceğini telkin ederek kendi kafasındaki dünyayı yaratmaya çalışıyor. Hastasını kendi rüyalarının anahtarı olarak kullanıyor.
Elbette kelimeler uykudaki kişi tarafından beklendiği gibi algılanmadığından doktorun evdeki hesabı çarşıya uymuyor. Ne var ki, çılgın doktor vazgeçmiyor. Hastasının beynine girerek hayallerindeki dünyayı yaratmak için çabalıyor. Bir anlamda kendini tanrı gibi görmeye başlıyor. Ama olmuyor. Her rüyadan sonra dünya daha da büyük bir karmaşaya ve felakete sürükleniyor.
Bilmem dikkatinizi çekti mi? Son günlerde Orman ve Su Bakanı Veysel Eroğlu her fırsat bulduğunda gazetecilere iki fotoğraf gösteriyor. Fotoğraflar Türkiye’de en fazla HES’inin yapıldığı Trabzon’daki Solaklı Vadisi’nden.
Bakan Eroğlu, HES’ten sonra böyle olacak diye kendince çok daha güzel ve anlamlı olduğunu düşündüğü bir fotoğrafı kameralara tutuyor. Biri doğa ananın yarattığı Solaklı Vadisi, öteki ise bir insanın hayali. Tercihiniz mi? Onu zaten soran yok...
İşte size elindeki gücü kendi rüyalarının anahtarı olarak kullanan biri daha... Onun hayallerinde milyonlarca yılda oluşmuş nehir ve vadiler doğal halleriyle çok çirkin ve gereksiz. Nehir, dağ, kıyı, orman… Hepsine mutlaka insan elinin değmesi gerekiyor ki “faydalı” olsunlar.
Artık bu dünyada Ursula K. Le Guin’in bilimkurgu romanındaki gibi yaşıyoruz. Bir sabah kalkıyoruz ki kendini tanrı gören yöneticilerden biri bir rüya görmüş ve her şey değişivermiş. Korkmuş kalabalık ise hiçbir şey değişmemiş, en doğrusu bu rüyaymış gibi davranmaya devam ediyor. Böylece milyon yaşındaki dereler, ormanlar, Hasankeyf’ler ve tüm kadim kültürler yerle bir oluyor. İnsanlar açlıktan ölüyor.
Siz ne kadar ileri, mega, uzay demokrasisi derseniz deyin, ancak demokrasisi az gelişmiş ülkelerde siyaset günlük hayatı bu kadar hızlı etkiler ve değiştirir. Bir sabah bakarsınız suyunu içtiğiniz dere satılmış. Aynı günün akşamı Beyoğlu’nda oturduğunuz masa hop diye önünüzden alınmış. Tatlı rüyalar...
Güven Eken Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@dogadernegi.org twitter.com/ekenguven
Radikal / 10 Ağustos 2011
|