Dersim’i Dersim yapan bir çay vardır. Adı Munzur. İnsanın içini titreten cinsten. Hani öyle derler ya, bakmaya kıyamazsınız. Masmavi rengiyle, Ovacık Gözeler’den, Fırat’a doğru akar.
Dersim’in ormanları da vardır. Meşe ormanları. Tepelerde seyrelen, vadi içlerinde yoğunlaşan yemyeşil ormanları. Her orman kadar güzel, her orman gibi kutsal.
Dersim’in bir de insanları vardır. Damarındaki kanı asi, doğayla arasındaki bağları güçlü, ışık yaratılışlı insanları. Bütün insanlar gibi güzel ve özgürlüğüne düşkün.
Anadolu’nun her karışında olduğu gibi Dersim coğrafyasında da kültür, doğayla, dereler ve ormanlarla yoğrulmuştur. Doğa, buradaki insanların kökleridir.
Ne yazık ki Munzur Çayı Türkiye’nin tüm akarsularıyla benzer bir kaderi paylaşmaktadır ve üzerine hidroelektrik santraller ile barajlar yapılsın diye karış karış satılmıştır. Hızır’ın Munzur kıyısındaki türbesi önce vinçlerle ezilmiş, sonra Uzunçayır Barajı’nın suları altında bırakılmıştır. Hızır’ın yanı başında çırpınan anaları duyan tek bir insan evladı bulunmamıştır. Munzur, anaların gözyaşı olmuştur.
Munzur Çayı’nın kaderini ormanlar da paylaşmaktadır. Her yıl, Munzur’un ormanları yakılmakta ve bölge kültürünün kökleri birer birer kurumaktadır. Her yaz orman yangınları için ayağa kalkan bir ülkede, Dersim ormanlarının yanması haber dahi olmamaktadır. Ege’de orman yanarsa afet, Munzur’da yanarsa memleket. Var mı böyle yağma? Var. Ne yazık ki var.
İşte bu nedenle Dersim halkı ayağa kalkmıştır ve 40 bin insanın yaşadığı bir yerde iki ay önce 20 bin insan barajlara ve her türlü doğa katliamına karşı yürüyüşe geçmiştir. Memleket sevgisi savaşmayı değil, barışmayı gerektirir. Yakmayı yıkmayı değil, yaşatmayı gerektirir. Böyle bir sevgi, okul sıralarında ezberlenmez.
Memleketini seven insan onun her karış toprağına dokunur, insanını tanır, değer verir.
Bugün tüm Anadolu doğası Munzur Nehrinin ve ormanlarının kaderini paylaşmaktadır. İşte bu nedenle Anadolu insanları on ayrı koldan yollara düşerek Büyük Anadolu Yürüyüşü’nü başlatmıştır. Edirne’den, Artvin’den, Antalya’dan, Hasankeyf’ten, Kastamonu’dan ve Avanos’tan yola çıkmıştır. Dertleri mayıs sonunda Ankara’ya ulaşarak Anadolu’yu vermeyeceklerini haykırmaktır. Bu yürüyüşte din, dil, ırk ve siyaset ayırt etmeden tüm Anadolu insanları selamlaşmaktadır ve birbirine bağlanmaktadır.
Dersimli bir ana demiş ki: Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım.
Hepimiz Anadolu toprağıyız. Birbirimize harita üzerindeki çizgilerle değil, çok derinlerdeki köklerimizle bağlıyız.
Güven Eken Doğa Derneği Başkanı
Radikal / 27 Nisan 2011 |