Sevgili Hemşehrim. Ayı kardeşim. Çok değil, sadece beş on yıl öncesine kadar senle ben Çoruh Vadisi’nde bir arada yaşıyorduk. İspir’de, Yusufeli’de, Borçka’da, Artvin’in tepelerinde hep yanyanaydık. İkimiz de Çoruhlu’yduk.
Sonra başımıza bir baraj belası çöktü. Çoruh’u dinamit yatağına, şantiye yuvasına, rant savaşına çeviren o HES ve barajlar. Çoruh’a yapılan Muratlı ve Borkça barajları yetmedi... Arkum, Deriner, Yusufeli ve Güllübağ’ı yapmak istediler. Onlar da yetmedi. Çoruh’un tüm kollarını satıp her birinin üzerine üçer beşer HES şantiyesi kurdular.
Geriye ne Çoruh kaldı, ne yüzlerce yıldır ektiğim meyve bahçeleri, ne nefes alınacak bir köy. Ne de senin gezebileceğin bir karış toprak ve yavrularını büyütebileceğin bir ev. Şimdi sen de, ben de, kepçe ve dozerlerin arasında nefes almaya çalışıyoruz.
Biliyorum, bundan sonra da şu dağları delik teşik edip altın ve bakırın peşine düşecekler. Sonra hepsini Hopa Tüneli’nden limana taşıyarak yerin altını zengin ülkelere kargolayacaklar. Tüm bunların etiketi yatırım ve halka hizmet olacak. Lakin burada yaşayan halka ya ruhunu sat, ya terk et diyecekler.
Duydum ki, seni şimdi de katil ilan etmişler. Hakkında vur emri çıkarmışlar. Soruyorum şimdi. Bakanlar, bürokratlar, mühendisler, gözünü hırs bürümüş şirketler! O iki kişinin ölümünde sizin hiç mi suçunuz yok? Çoruh ve kolları üzerinde onlarca baraj ve HES’i planlarken buraları boş mu sandınız? İnleri dinamitlenen, yuvaları sular altında kalan milyonlarca hayvanın ne yapmasını bekliyordunuz? Yoksa bizi taşıdığınız gibi onları da mı TOKİ evlerine taşıyacaktınız? Bir ayıyı öldürmekle, iki masum insanın vebalinden kurtulabilecek misiniz?
Hemşehrim Ayı. Bu coğrafyada artık doğanın hemşehrisi olmak suç. Ayı olman suç. Bir nehrin kıyısında sade bir köy yaşamı sürmem suç. Dere olup akmak suç. Çoruh’ta zeytin olmak, Dicle’de kavak olmak, Göksu’da nar olmak... Hepsi suç. Doğayı sevmek! Bu zaten büyük suç.
Arkamı dönüp de Çoruh’a baktığımda dağları yerle bir eden dinamit seslerini duyuyorum. Kepçelerin vadileri nasıl kemirdiklerini görüyorum. Sular altında kalan zeytinlere, incirlere, mandalin ağaçlarına ve Artvin’in hayalet köylerine şahit oluyorum. Bu acımasızlık karşısında sessiz kalabilen binlerce insanı hayret ve dehşet içinde izliyorum.
Bana sorarsan, bu oyunu kuranların suçu seninkinden kat kat büyük. Çünkü onlar her saniye içimizdeki insanlığı öldürüyor.
Güven Eken
Doğa Derneği Başkanı
guven.eken@dogadernegi.orgtwitter.com/ekenguvenRadikal / 7 Eylül 2011