Okyanusların özgür canlıları ve deniz ekosisteminin ayrılmaz parçaları yunuslar, son yıllarda moda olan “Yunus Gösteri Merkezleri”nde işkence çekerek ölüyorlar. Türkiye’de 11 yunus gösteri merkezi var ancak bu merkezler ve yunusların esaret altında tutulmalarına ilişkin standartları içeren bir mevzuat yok. Yunusların sağlıksız ve doğalarına tamamen aykırı şekilde küçücük havuzlarda bakılması, sağlıksız beslenmesi, canlı yunus yakalatılması ve ithali başta etik kurallara sonra da hukuka aykırı olmasına rağmen gösteri merkezleri varlıklarına devam edebiliyorlar.
Gülümsediğini sandığımız yunusları izlemeye gittiğimizde aldığımız her biletle o havuzdaki yunusları öldürdüğümüzün farkında değiliz. Yunus gösteri merkezlerini ziyaret edenler bir şeyin daha farkında değiller; bir sonraki sene aynı merkeze gittiğimizde alkışladığımız yunuslar büyük olasılıkla aynı yunuslar değil. Çünkü hapishane ortamında, stres altında ve doğal ortamına göre çok kötü koşullarda zorla çalıştırılan yunuslar hastalanıyor, ölüyor ve hemen yerlerine yenileri konuluyor. Seyirciler birbirinden ayırt edemeyecekleri yunusları hep aynı bireyler olarak algılıyor.
Hukuka aykırı Türkiye’nin taraf olduğu Bern (Avrupa Yaban Hayatı Koruma Sözleşmesi) ve CITES (Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Flora ve Faunanın Uluslararası Ticareti Sözleşmesi) ile aslında yunuslar hukuken koruma altında. Türkiye’deki yunus gösteri merkezlerinde şişe burunlu yunuslardan (Tursiops truncatus) bir kısmı yabani ortamda balıkçılar tarafından yakalanarak satılıyor, bir kısmı ise yurtdışından yakalanarak ithal ediliyor. Türkiye’de yakalanan şişe burunlu yunuslar ülke içindeki gösteri merkezlerine satılması Bern Sözleşmesi’ne aykırı iken yurtdışından ithal edilerek uluslararası ticareti yapılan şişe burunların durumu ise CITES sözleşmesine aykırı. Bu sözleşmelerde nesli tehlike altındaki canlıların yakalanmaları ve uluslararası ticareti bazı bilimsel çalışmalar için istisnalara tabi. Ancak Türkiye’deki yunus gösteri merkezlerinde tamamen ticari gaye ile gösteri yaptırtılan yunusların durumunun bilimsel çalışmayla hiçbir alakası olmadığı açık. Gösteri merkezinden bazıları özürlüler için yunus terapilerini bilimsel çalışma olarak gösteriyor olsa bile ağırlıklı olarak eğlence amaçlı gösteriler yapılıyor. Ayrıca yunus terapilerinin bilimsel çalışma amaçlı olmadığı, sadece ticari amaçla yapıldığı da bilinen bir durum.
Ekolojik denge bozuluyor Yunusların gösteri için doğadan canlı yakalanmaları ile hem sayıları azalıyor hem de yunus aileleri dağılıyor. Yunuslar son derece zeki ve sosyal canlılardır. Buradaki kritik nokta, yunus ailelerinde her bireyin ayrı görevi olduğu ve bazı bireylerin ailelerinde kilit rol oynadıklarıdır. Bu bireylerin topluluktan alınması durumunda sürünün dağılması olasıdır. Avlarını sürüler halinde birlikte ve bir strateji ile işbirliği içinde gerçekleştirdiklerini düşünürsek, dağılmış bir sürünün ertesi günlere sağ çıkma ihtimali de çok düşüktür. Yunuslar ve balinalar besin zincirinde en tepesindeki avcı canlılar olarak ekosistemde çok önemli rol üstlenir ve azalmaları sonucunda deniz ekosisteminde ciddi bozulmalar meydana gelir. Etik olarak kabul edilemez Yunus gösteri merkezlerine karşı çıkmak için en önemli neden etiktir. Yunusların canlı olarak yakalanmaları, okyanuslardaki ailelerinden koparılmaları ve “yunus gösteri merkezleri“ diye adlandırılan, üç kuyruk darbesi ile sonlanan küçük havuzlarda zorla çalıştırılmaları son derece yanlış, vahşice ve acımasızcadır.
Ne yapılmalı? Doğanın korunmasında insanların artık, canlıların ve doğal habitatların korunmaları lehinde pozitif ayrımcılık yapmasından başka çare yok. Türkiye’nin yunus gösteri merkezleri için yapması gereken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Orman ve Sı İşleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tıpkı Brezilya, İngiltere ve Belçika da olduğu gibi bu merkezlerin varlığını ve yunus esaretini engelleyen bir mevzuat geliştirmesi ve mevcut merkezlerin de kapatılmasıdır. Ayrıca bir geçiş dönemi konularak yunus gösteri merkezleri kapatılana kadar mevcut tesislerin ekipman ve çalışma standartlarını belirleyen bir yönetmelik devreye alınmalıdır.
Türkiye’de artan bir bilinç var ve gerek doğa korumacılar gerekse kamuoyu yunus gösteri merkezlerine karşı tepkili olmaya ve tavır almaya başladı. SAD-DEMAG (Sualtı Araştırmaları Derneği-Deniz Memelileri Araştırma Grubu) 2004’den bu yana konu üzerinde çalışmakta ve yunusların canlı yakalanmaları ile gösteri merkezlerinde kullanılmalarına karşı tavrını gösteriyor. Son yıllarda ise dalış kulüpleri, deniz severler, doğa korumacılar, sivil toplum örgütleri ciddi tepki veriyor ve protestolar yapıyor.
Cem Orkun Kıraç, Sualtı Araştırmaları Derneği Kurucu Üyesi
Radikal / 17 Ağustos 2011 |