Rize, Çayeli’nden dağlara vuruyoruz. Yol, bizi daracık bir vadiden yaylalara götürüyor. O vadi ki, bir yanı insanın güzel yüzü. Ötekisi karanlık...
Yolun genişlediği yerde bizi Nacaklı Sinan (Sinan Akçal) ve anası Hilmiye nine karşılıyor. Sinan ve anası, Senoz Vadisi’nde 350 yıllık ahşap bir evde yaşıyor. Sinanların kahvaltı sofrası bizimkilere hiç benzemiyor. Bal, kendi kovanlarından. Kaşarı kendileri mayalamış. Tereyağ ve çökelek kendi sütlerinden. Süt bahçedeki ineklerinden. Çay bahçeden. Ekmekleri mısır unundan, un bahçedeki mısırlardan. Hepsini birleştiren suysa evin sırtını yasladığı dağlardan.
Yazık ki, tüm bu lezzetler Senoz’da yaşanan acıyı zihnimizden silemiyor. HES inşaatları, her lokmanın arasına siniyor. HES’ler, birkaç yılda Senoz Vadisi’ni kanser gibi sarmış. Ağaçları kesmiş, ormanı delmiş ve dağları devirmiş.
Sinan, Karadeniz’de yaşayan çok sayıda insan gibi HES’lere karşı çıkıyor. Ancak Sinan’ın bir farkı var. O fark, elindeki nacaktan geliyor. Mahkemelerin defalarca durdurduğu HES inşaatları gerçekte bir türlü durmayınca kendisi harekete geçmiş. Nacağını eline almış, jandarmayı yanına. “Mahkeme kararını ya siz uygulayın ya da ben yapacağımı bilirim” demiş. Böylece Senoz’da aylardır yasadışı süren HES inşaatları durmuş. İnşaatlar mühürlenmiş.
O günden beri ona ‘Nacaklı Sinan’ diyorlar. HES tehdidi altındaki vadisini ve yaşadıklarını Senozlu bir dededen duyduğu sözle özetliyor: “Burasi kilutli bir sanduk idi. O kiludi kirdilar.
Hilmiye nine 81 yaşında. Saçlarında tek bir kır yok. Gözleri güneş gibi, ışıl ışıl yanıyor. Çayırdan ot biçiyor, çay topluyor. HES’leri anlatırken “Gun yuzu bilmeseydik de, bu gunleru gormeseydik. Bu dağa bu yapilir mu?” diyor. Ninemiz, evinin hemen önünde kurulan HES inşaatını tam yedi kez tek başına durdurmuş ve makinelerin önünü kesmiş. O belki de Anadolu’nun tek eylemci ninesi.
Sinanların 350 yıllık evinden ayrıldıktan sonra bu vadinin artık kilitli olmadığına bir kez daha tanıklık ediyoruz. Kesilen ağaçlar, yıkılan tepeler, bir dirhem elektrik taşımak için açılan enerji nakil hatları ve bitmez tükenmez hafriyat.
Bir yanda damağımdan gitmeyen Senoz balının tadı, öteki yanda yüreğime saplanan hafriyatın verdiği acı... Yüreğimdeki acıyı dindirmek için derelerin diliyle, eskiden buralarda konuşulan hiç bilmediğim Hemşince’yle, Türkçe’yle ve bilip bilmediğim bütün dillerle dua ediyorum. Vadideki kuşlar, ağaçlar, bahçeler, arılar, Nacaklı Sinan, Hilmiye nine ve gelmiş geçmiş tüm Senozlular için.
Senoz diyorum, Senoz. Bal ve dua vadisi. HES’ler ve bütün kötülükler senden uzak dursun.
Güven Eken Doğa Derneği Başkanı guven.eken@dogadernegi.org
Radikal / 16 Şubat 2011 |