Belgrad Ormanı’nda aracınızla veya yürüyerek gezintiye çıktığınızda, mevsim ne olursa olsun yapılara boğulmuş mega kent İstanbul’un göbeğinde birbirinden muhteşem ve şaşırtıcı doğa manzaralarıyla karşılaşırsınız. Ormanın bilge sakinleri ağaçlar, çalılar, rengârenk çiçekli bitkiler, kuşlar, sincaplar, köstebekler, kertenkeleler, böcekler, mantarlar, likenler tüm cömertlikleriyle size kendi dünyalarını sunarlar. Ancak tasvir etmeye çalıştığımız bu muhteşem uyum içindeki güzellikler belki de bir yanılgı, hatta bir rüyadan öteye geçememekte. Evet, aynı gezintiyi hafta sonunu takiben Pazartesinden itibaren yaptığınızda rüyadan uyanır ve adeta bir kâbusun içine düşersiniz: Ormanın zeminini neredeyse tamamen kaplayan beyaz bir örtüdür gördüğünüz. Hayır, kar yağmamıştır veya bir ışık oyunu da değildir bu… Binlerce hektarlık orman alanı “PŞT" hastalığına yakalanmıştır! Üstelik bu hastalık ormana hafta sonu piknik yapmaya gelen on binlerce ziyaretçiden bulaşmaktadır. Yalnızca ülkemize ait olan bu hastalığa “PŞT” adını verdik. PŞT hastalığı ise, kısaca şu şekilde tanımlanabilir: “Doğadaki hiçbir canlıyı düşünmeden ormana fütursuzca plastik poşet (PŞT) atma sendromu”.
Her ormanın bir ziyaretçi kapasitesi vardır. Bu sınır aşıldığı anda artık doğaya ve daha çok da orada yaşayan gerçek ev sahiplerine zarar vermeye başlanır. Nitekim Belgrad Ormanı’nın ekolojik ve fonksiyonel önemi henüz 16. yüzyılın sonlarındayken anlaşılmış, 1575 yılında “su nazırının” emrinde belirli bir koruma örgütü kurularak, orman şehrin su ihtiyacını karşılamak üzere özel korumaya alınmıştır. Ancak özellikle 18. yy’da uygulanan yanlış iskân politikaları ve ormanın mesire alanı olarak yoğun kullanımı nedeniyle orman üzerindeki baskı artmıştır. 19. yy sonlarında ise orman varlığındaki çarpıcı azalma ve yerleşimlerin yarattığı çevre kirliliğinin fark edilmesiyle çevreyi kirletenlere çeşitli cezalar uygulanmış, sorunun önüne geçilememesiyle orman içindeki Belgrad Köyü kaldırılmış ve ormanda her türlü kesim yasaklanarak çok sıkı koruma önlemleri alınmıştır. Bugün ise Belgrad Ormanı’nda artık toprak topraklıktan çıkmış, betonlaşmış ve hatta hayvanlar bile doğallıklarını yitirmiş durumda. Bugünlerde yapraklı ağaçlar yapraklarını döktükçe yapraklarla kaplanmaya başlayan bu plastik poşet yığınları orman ekosisteminin bir parçası olmaya başladılar. Ancak bizlerin bu manzara karşısında düştüğümüz dehşet, orada yaşayan tüm canlılar için yaşamları boyunca asla anlayamayacakları gerçek bir kâbus. Artık köstebekler uçsuz bucaksız bir poşet örtüsünü aşarak toprağı kazabilecek, bunu başarabilseler bile toprağın o güzel kokusu içinde tünellerini açamayacaklar. Mantarlar her yıl aynı noktadan çıkmayacaklar, karıncalar dev yeraltı apartmanlarını adeta bir sanat eseri gibi gönüllerince inşa edemeyecekler. Ağaçlar bedenlerine kazınmış isimlerimiz, köklerini saran betonlaşmış toprak ve poşet yığınlarıyla giriştikleri savaşı gün gelecek kaybedecekler. Daha da vahimi buranın gerçek sahipleri olan bu canlılar kendi evlerinden sürülmüşçesine kaybolup gidecekler. Bizler arabalarımıza atlayıp bu korkunç manzaraya sırtımızı dönerek temiz evlerimizde hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edebiliriz belki. Fakat ya onların gerçek sahibi olan diğer canlılar nereye gidecekler? Ormana bulaştırdığımız bu “PŞT hastalığı”ndan nasıl kurtulacaklar?
İlaç veya merhem de ne yazık ki PŞT hastalığına çare olamıyor. Üstelik bu hastalık dünyada yalnızca ülkemizdeki ormanlarda görüldüğü için uluslararası tıp camiası da buna kayıtsız kalıyor. Bu hastalığı yenmek adına Orman Bölge Müdürlüğü ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği sınırlı sayıdaki elamanlarıyla Belgrad Ormanı’nda hafta içerisinde çöp toplamak için adeta seferberlik ilan ediyorlar. Ama nafile! Her hafta on binlerce poşet, yüzlerce çöp poşetinin içine doldurulup yol kenarına sıra sıra diziliyor. Belediyelerin çöp kamyonları da bu “poşetlenmiş poşetleri” toplayarak bu amansız savaşa destek olmaya çalışıyorlar. Ancak elbette tüm poşetleri toplamak neredeyse imkânsız ve her hafta toplanmadan kalan poşetler bir sonraki haftaya miras kalıyor. Daha da acısı, insanların poşet cenneti olan Belgrad Ormanı’na bir önceki hafta bırakarak gittikleri poşetlerin yanında örtülerini serip hiçbir şey yokmuş gibi davranmaları. Tabii ki giderken yeni poşetlerini bırakmayı da ihmal etmeden! Hiçbir doğa felaketi ardında böyle bir iz bırakamaz. Okulların çoğu öğrencilerini hafta sonunda eğitim amacıyla Bahçeköy’den Kemerburgaz’a giden yol üstündeki canlı ağaç müzesi olan Atatürk Arboretumu’na getirirler. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı Atatürk Arboretumu’ndan sonra birkaç km daha götürünüz. Gerçeklerle yüz yüze gelsinler ve PŞT hastalığını yakından tanısınlar! Biz onlara güveniyoruz çünkü! Nitekim mega kent İstanbul’un insanları doğa sevgisi konusunda sınıfta kalmıştır!
PŞT hastalığı bu hızla hüküm sürmeye devam ederse, doğanının neşeli yüzünü Belgrad Ormanı’nda bir daha görmek çok zor olacak. Yazı: Prof.Dr. Alper H. Çolak, Arş.Gör. Simay Kırca
Radikal / 5 Ekim 2011 |