Yıllardır Anadolu’yu geziyorum. Bereketli Konya ovasındaki göllerin birçoğunun kurumasına şahitlik ettim. Hotamış sazlıkları, Ereğli sazlığı, Tuz Gölü, Eşmekaya sazlıkları ve Anadolu’da ki daha nice sulak alan… Çok değil, hepsinin kurumasının yirmi yıllık hikayesi var.
Son 20 yılın bilançosu Marmara denizinin büyüklüğü kadar bir sulak alanın yok olması… Dedim ya birçoğunun yok oluşuna ne yazık ki şahitlik ettim. Canlıların nasıl birer birer orayı terk ettiğini, yaşamın renkliliğinin, neşesinin ve bereketinin solduğunu, hayatın yerini sessizliğe bıraktığını bizzat gördüm. Bu sulakalanların yok olduğu yerlerden şimdi insanlar da göç ediyor. Bütün kuruyan, kurutulan bu sulak alanların etrafında yaşayan insanlar doğdukları ve doydukları toprakları terk ediyor ne yazık ki. Tıpkı kuşlar, balıklar ve diğer canlılar gibi. Anadolu doğasızlaşıyor ve insansızlaşıyor. Yalnız ve savunmasız kalıyor. Eğer bugünden önlem almaz ve harekete geçmezsek Burdur gölü de kuruyan, yok olup giden göllerle aynı kaderi paylaşacak. Önce kuşlar terk edecek Burdur’u. Dikkuyruk ördeği, flamingolar ve dünyada sadece Burdur’da yaşayan Burdur dişlisazanı. Hepsi yok olup gidecek. Ardından iklim değişecek ve tarım yapılamaz hale gelecek. Ve sıra insanlara gelecek. Önce köyler, ardından Burdur’un merkezinde yaşayan insanlar birer birer terk edecek Burdur’u. Nereden mi biliyorum bütün bunları… Hadi bilimsel bilgileri bir yana bırakalım. Diyelim ki, bilimi isteyen istediği gibi yorumlar. Gidin Konya ovasını gezin. Bir zamanlar adı Eşmekaya Sazlıkları olan yere gidin. Antalya Elmalı’da Avlan Gölü’ne, Maraş’ta Gavur Gölü’ne gidin. Hatay’da Amik gölüne gidin. Gidin ve orada gördüğünüz insanlara göl kurumadan önceki yaşamı sorun. Ve bir de şimdi içinde olduğumuz duruma bakın. Oysa Burdur gölü için henüz iş işten geçmiş değil. Henüz çok geç kalmadık. Çiftçisi, yöneticisi, Burdur halkı bir araya gelerek bu gidişi durdurabilir. Aksi halde göl bu hızla çekilmeye devam edecek ve 2040 yılında önemli ölçüde yok olacak. Bütün bilimsel çalışmalar bunu gösteriyor. Belki “Daha varmış, 2040’a kim öle kim kala” diye düşünebilirsiniz. Ya da “Burdur nere ben neredeyim. Bana ne Burdur’un Gölü’nden” diye de düşünebilirsiniz. Bütün bunları düşünürken şunu unutmayın. Şehirlerde yaşıyor olsak da, çok paramız ve rahatımız yerinde olsa da bizler için gidecek başka dünya yok. Halen bu topraklar ve kırsalda yaşayan insanlar bizi doyuruyor. İlacımızın, evde musluklarda akan sularımızın kaynağı halen Anadolu… Son gölün de kurumasını ellerimizi kavuşturup seyredemeyiz. Bu topraklarda bundan sora da insan yaşamının devam edebilmesi için Burdur Gölü’ne, tüm göllere ve tüm canlılara ihtiyacımız var. Yaşamak için, yaşatmak zorundayız.
Güven Eken Doğa Derneği guven.eken@dogadernegi.org twitter.com/ekenguven
Radikal / 7 Aralık 2011
|